Siparişler haftaiçi saat 14:00 da kargo aracına teslim edilmektedir. Araç şubeye erken giderse aynı gün, geç giderse ertesi sabah sisteme girilmektedir.
E. coli, bilimsel adıyla Escherichia coli, kuşların ve diğer sıcak kanlı canlıların bağırsak sisteminde bulunabilen gram negatif bir bakteridir. E. coli bakterilerinin tamamı hastalık oluşturmaz. Bağırsakta doğal olarak yaşayabilen çok sayıda zararsız veya düşük etkili suş bulunurken, bazı özel suşlar hastalık yapma yeteneğine sahiptir.
Kuşlarda hastalık oluşturan ve bağırsak dışındaki dokulara yayılabilen E. coli suşları genellikle avian pathogenic Escherichia coli, kısaca APEC olarak adlandırılır. APEC kaynaklı enfeksiyonların klinik karşılığı Colibacillosis veya Türkçede Kolibasilloz olarak ifade edilir. Yetiştiricilikte E. coli, Colibacillosis ve Kolibasilloz terimleri çoğu zaman aynı hastalık grubunu anlatmak amacıyla kullanılır.
Colibacillosis tek bir organla sınırlı bir hastalık değildir. E. coli bağırsaklarda sorun oluşturabileceği gibi solunum yollarına, hava keselerine, kalp zarına, karaciğer çevresine, karın boşluğuna, yumurta kanalına, göbek bölgesine ve kana yayılarak sistemik enfeksiyonlara neden olabilir. Bu nedenle E. coli yalnızca ishal yapan bir bağırsak bakterisi olarak değerlendirilmemelidir.
Hayır. E. coli bakterileri sağlıklı kuşların bağırsak florasında da bulunabilir. Bir dışkı örneğinde E. coli tespit edilmesi tek başına Colibacillosis tanısı koydurmaz. Sonucun anlamlı olabilmesi için bakterinin miktarı, örneğin alındığı bölge, kuşun belirtileri, laboratuvar değerlendirmesi ve mümkünse izole edilen suşun özellikleri birlikte ele alınmalıdır.
Hastalığa yol açan suşlar, bağırsak duvarını aşabilme, solunum yüzeylerine tutunabilme, demir kaynaklarından yararlanabilme ve bağışıklık sisteminden kaçabilme gibi çeşitli virülans özelliklerine sahip olabilir. Bununla birlikte APEC tek bir gen veya tek bir serotiple tanımlanan basit bir grup değildir. Birden fazla genetik yapı ve serotip hastalık oluşturabilir.
E. coli çoğu zaman fırsatçı bir etken gibi davranır. Solunum sistemi enfeksiyonları, kötü havalandırma, yoğun amonyak, stres, bağışıklık zayıflığı, kirli su veya yüksek çevresel bakteri yükü kuşun savunmasını bozduğunda hastalık ortaya çıkabilir.
Colibacillosis tavuk, hindi, ördek, kaz, bıldırcın, güvercin, papağan, muhabbet kuşu, kanarya ve diğer birçok kuş türünde görülebilir. Klinik tablonun biçimi kuşun türüne, yaşına, yetiştirme amacına ve enfeksiyonun giriş yoluna göre değişir.
Yavru kuşlar, yeni yumurtadan çıkan civcivler, yoğun üretim dönemindeki yumurtacı tavuklar, yarış veya nakliye stresi yaşayan güvercinler ve bağışıklığı baskılanmış kafes kuşları daha hassas olabilir.
Kalabalık barındırılan sürülerde çevresel bakteri yükü daha hızlı artar. Ortak suluklar, yemlikler, taşıma kafesleri ve yuvalıklar birçok kuşun aynı kaynakla temas etmesine neden olur.
E. coli’nin en yaygın bulaşma yolu dışkı-ağız yoludur. Dışkıyla kirlenen su, yem, zemin, tünek, yuvalık, kafes teli, taşıma sepeti ve bakım ekipmanı bakterinin diğer kuşlara ulaşmasına aracılık eder.
Bakteri toz parçacıklarıyla birlikte havaya karışabilir ve solunum yollarına ulaşabilir. Kuru dışkı, tüy tozu ve yetersiz havalandırma bulunan kapalı alanlarda solunum yoluyla maruz kalma artabilir.
Yumurta kabuğunun dışkıyla kirlenmesi, kuluçka makinesinde yüksek nem, yetersiz temizlik ve göbek deliğinin tam kapanmaması yavrularda göbek ve yumurta sarısı kesesi enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir.
Kemirgenler, böcekler, yabani kuşlar ve kirli ayakkabılar bakteriyi farklı bölümler arasında taşıyabilir. Yeni alınan kuşların karantinasız şekilde sürüye katılması da risk oluşturur.
Colibacillosis çoğu zaman tek başına başlamaz. Solunum sistemini bozan Mycoplasmosis, Ornithosis, viral enfeksiyonlar veya yoğun amonyak maruziyeti E. coli’nin hava keselerine yerleşmesini kolaylaştırabilir.
Kalabalık barındırma, yetersiz havalandırma, aşırı nem, kirli altlık, düzensiz suluk temizliği, dengesiz beslenme, ani sıcaklık değişimleri ve uzun süreli stres bağışıklık direncini azaltabilir.
Tüy değiştirme, eşleştirme, yumurtlama, yavru büyütme, yarış ve uzun nakliye dönemlerinde kuşların enerji ihtiyacı artar. Bu dönemlerde hijyen ve beslenme yetersizse E. coli enfeksiyonu daha kolay gelişebilir.
Coccidiosis, iç parazitler, Trichomoniasis veya Salmonella gibi eş zamanlı enfeksiyonlar bağırsak bütünlüğünü bozarak E. coli’nin dokulara geçişini kolaylaştırabilir.
E. coli enfeksiyonları lokal veya sistemik biçimde seyredebilir. Klinik görünüm bakterinin giriş kapısına, kuşun yaşına ve enfeksiyonun yayılma derecesine bağlıdır. En sık görülen tablolar septisemi, hava kesesi iltihabı, kalp zarı iltihabı, karaciğer çevresi iltihabı, karın zarı iltihabı, yumurta kanalı iltihabı, göbek enfeksiyonu ve bağırsak belirtileridir.
Bağırsak formunda sulu veya yumuşak dışkı, dışkı çevresinde kirlenme, iştahsızlık, susuzluk, zayıflama ve gelişme geriliği görülebilir. Yavru kuşlar yemden yeterince yararlanamaz ve kısa sürede kondisyon kaybedebilir.
Dışkı sarımsı, yeşilimsi veya kötü kokulu olabilir; ancak dışkı rengi tek başına E. coli tanısı koydurmaz. Salmonella, Coccidiosis, Hexamitiasis, yem değişikliği ve karaciğer sorunları da benzer dışkı değişikliklerine yol açabilir.
Bağırsak mukozasının zarar görmesi su ve besin emilimini azaltır. Uzun süren vakalarda göğüs kaslarında erime ve göğüs kemiğinde belirginleşme görülebilir.
E. coli solunum yollarına ulaştığında hava kesesi iltihabı gelişebilir. Kuşta hırıltı, burun akıntısı, ağız açık soluma, kuyruk hareketleri, uçuşa isteksizlik ve çabuk yorulma görülebilir.
Hava keseleri normalde ince ve şeffaf yapıdadır. Enfeksiyonda kalınlaşma, bulanıklık ve fibrinli birikimler oluşabilir. İlerleyen vakalarda enfeksiyon kalp zarına ve karaciğer çevresine yayılabilir.
Solunum formu özellikle Mycoplasmosis veya diğer solunum yolu enfeksiyonlarından sonra ikincil olarak gelişebilir. Bu nedenle yalnızca E. coli’ye odaklanmak, altta yatan solunum sorununu gözden kaçırabilir.
Bakterinin kana karışması septisemi olarak adlandırılır. Bu form ani halsizlik, yem kesme, tüy kabartma, hızlı kondisyon kaybı ve ölümle seyredebilir.
Yavru kuşlarda septisemi daha hızlı ilerler. Dışarıdan belirgin bir belirti görülmeden ölüm meydana gelebilir. Nekropside iç organlarda büyüme, damar dolgunluğu ve fibrinli birikimler görülebilir.
E. coli kana veya hava keselerine yayıldığında kalp zarında iltihap, yani perikarditis gelişebilir. Kalbin çevresinde sarımsı veya beyaz fibrin tabakaları görülebilir.
Karaciğer çevresinde benzer bir fibrinli tabaka oluşmasına perihepatitis adı verilir. Perikarditis ve perihepatitis çoğu zaman sistemik Colibacillosis’in önemli bulguları arasındadır.
Bu lezyonlar kuşun dolaşım ve metabolizma kapasitesini düşürür. Solunum güçlüğü, halsizlik, iştahsızlık ve performans kaybı görülebilir.
Karın boşluğunu saran zarın iltihaplanmasına peritonitis denir. Yumurtacı tavuklarda yumurta materyalinin karın boşluğuna kaçmasıyla E. coli’nin çoğalması sonucunda yumurta sarısı peritoniti gelişebilir.
Karın şişliği, penguen benzeri duruş, yürümekte zorlanma, yumurta veriminde düşüş ve halsizlik görülebilir. Bu tablo acil değerlendirme gerektirebilir.
Yumurta kanalının iltihaplanmasına salpingitis adı verilir. E. coli yumurta kanalına çıktığında kanal içinde peynir kıvamında veya katmanlı iltihabi materyal birikebilir.
Yumurta verimi düşebilir, şekilsiz veya kabuksuz yumurtalar görülebilir ve kuşun karın bölgesi genişleyebilir. Salpingitis kronikleştiğinde üreme performansı kalıcı biçimde bozulabilir.
Yeni çıkan civcivlerde göbek deliği tam kapanmadan bakterilerin içeri girmesi omfalitis olarak adlandırılan göbek enfeksiyonuna neden olabilir. Yumurta sarısı kesesi de enfekte olabilir.
Yavrularda karın şişliği, göbekte kızarıklık, kötü koku, iştahsızlık, hareketsizlik, gelişme geriliği ve ilk günlerde ölüm görülebilir.
Kuluçka hijyeni, yumurta kabuğunun temizliği, uygun sıcaklık ve nem yönetimi bu formun önlenmesinde önemlidir.
Güvercinlerde E. coli ishal, zayıflama, kursağın yavaş boşalması, performans düşüklüğü ve yavru kayıplarıyla ilişkilendirilebilir. Solunum sistemi etkilenmişse hırıltı, nefes darlığı ve uçuş isteksizliği görülebilir.
Yarış güvercinlerinde uzun nakliye, kalabalık sepetler, susuzluk ve farklı sürülerle temas bakteri yayılımını kolaylaştırabilir. Eve dönüş sonrası dinlenme, temiz su ve hijyen önemlidir.
Damızlık güvercinlerde yuvalıkların kirli olması, yavru dışkısının birikmesi ve ebeveynlerin taşıyıcı olması yavru kayıplarını artırabilir.
Muhabbet kuşu, kanarya, papağan ve diğer kafes kuşlarında E. coli enfeksiyonu iştahsızlık, kabarma, sulu dışkı, kilo kaybı ve halsizlikle görülebilir.
Kafes kuşlarında dışkı miktarı az olduğu için örnekleme dikkatli yapılmalıdır. Tek bir dışkı örneğinde E. coli bulunması her zaman hastalık anlamına gelmez.
Ev ortamındaki kuşlarda mutfak yüzeyleri, lavabolar ve insan gıdalarıyla temas önlenmelidir. Kafes ekipmanları yaşam alanında temizlenmemelidir.
Yavru kuşlarda E. coli daha hızlı ilerleyebilir. Yuvada halsizlik, yem istememe, kursağın geç boşalması, kötü kokulu dışkı, karın şişliği ve ani ölüm görülebilir.
Yumurta sarısı kesesi enfeksiyonu bulunan civcivler çoğu zaman zayıf, hareketsiz ve gelişme geriliği gösterir. İlk iki haftadaki kayıplarda kuluçka ve göbek hijyeni mutlaka değerlendirilmelidir.
Erişkinlerde hastalık daha sinsi seyredebilir. Yumurta veriminde düşüş, tekrarlayan solunum sorunları, kondisyon kaybı, aralıklı ishal ve üreme problemleri görülebilir.
Taşıyıcı veya çevresel kaynaklı bakteri yükü stres dönemlerinde klinik hastalığa dönüşebilir. Bu nedenle yalnızca belirti görülen kuşların değil, sürü koşullarının da değerlendirilmesi gerekir.
Hastalık süreci çoğu zaman bakterinin çevreden alınmasıyla başlar. Bakteri bağırsaklara ulaştığında burada çoğalabilir veya solunum yoluyla alınmışsa üst solunum yollarından hava keselerine ilerleyebilir. Sağlıklı bir kuşun mukozaları, bağırsak florası ve bağışıklık sistemi bakterinin dokulara geçmesini sınırlar.
Stres, beslenme yetersizliği, viral enfeksiyonlar, Mycoplasma, yoğun amonyak ve toz gibi faktörler bu doğal savunmayı zayıflatabilir. Savunma bariyeri bozulduğunda E. coli bağırsak duvarını veya solunum yüzeyini aşarak kana ulaşabilir.
Kana karışan bakteri farklı organlara taşınır. Kalp zarı, karaciğer çevresi, hava keseleri, yumurta kanalı ve karın zarı bakterinin yerleşebildiği başlıca bölgelerdir. Bağışıklık sistemi enfeksiyonu sınırlamaya çalışırken fibrin adı verilen proteinli birikimler oluşabilir.
Bu fibrinli tabakalar özellikle kalp ve karaciğer çevresinde görüldüğünde kuşun dolaşımını, solunumunu ve genel metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Hastalığın ağırlaşması kuşun yaşı, aldığı bakteri miktarı ve eş zamanlı enfeksiyonlarla yakından ilişkilidir.
Colibacillosis her zaman tek tek kuşlarda belirgin hastalık şeklinde başlamaz. Sürü genelinde yem tüketiminin azalması, su tüketiminde değişiklik, gelişme hızında yavaşlama ve yumurta veriminde düşüş ilk işaretler olabilir.
Yavru sürülerde ağırlıkların birbirinden belirgin biçimde farklılaşması, zayıf yavru sayısının artması ve ilk haftalarda beklenenden fazla ölüm görülmesi dikkat çekicidir. Damızlık sürülerde dölsüz yumurta, embriyo ölümü ve düşük çıkım oranı birlikte görülebilir.
Solunum formunda kümeste hırıltı seslerinin artması, kuşların hareketten kaçınması ve yemlik çevresinde uzun süre kabarık durması gözlenebilir. Bu belirtiler sürü yönetimi kayıtlarıyla karşılaştırıldığında hastalığın ne zaman başladığı daha iyi anlaşılabilir.
E. coli enfeksiyonları yılın her döneminde görülebilir; ancak ani sıcaklık değişimleri, soğuk hava, yetersiz havalandırma ve yüksek nem riskin artmasına katkıda bulunabilir. Kış aylarında hava girişlerinin tamamen kapatılması amonyak ve toz birikimine yol açabilir.
Sıcak dönemlerde ise sulukların daha hızlı kirlenmesi ve su içinde bakteri çoğalması önemli bir risk oluşturur. Sıcak havada kuşların daha fazla su tüketmesi, kirli bir su kaynağının sürüye etkisini büyütebilir.
Yağışlı dönemlerde zemin ve altlık neminin artması, dışkının geç kuruması ve sinek yoğunluğunun yükselmesi çevresel bakteri yükünü artırabilir. Mevsime göre değişen bu risklerin önceden planlanması koruyucu yönetimin önemli bir parçasıdır.
Bir sürüde ishal, solunum güçlüğü, yavru kaybı, karın şişliği, yumurta veriminde düşüş ve performans kaybının birlikte görülmesi Colibacillosis şüphesini artırabilir.
Bununla birlikte E. coli çok farklı hastalıklarla karışabilir ve bazen ikincil enfeksiyon olarak bulunur. Kesin değerlendirme için klinik belirtiler ile laboratuvar sonuçları birlikte ele alınmalıdır.
Colibacillosis teşhisi yalnızca dışkı görünümüne veya tek bir belirtiye dayanılarak konulmamalıdır. Klinik geçmiş, kuşun yaşı, sürüdeki kayıp oranı, çevre koşulları, nekropsi bulguları ve laboratuvar sonuçları birlikte değerlendirilmelidir.
E. coli normal bağırsak florasında bulunabildiği için dışkıdan izole edilmesi her zaman hastalık anlamına gelmez. Buna karşılık kalp zarı, karaciğer çevresi, hava kesesi, yumurta kanalı, karın boşluğu veya iç organlardan saf ya da baskın şekilde izole edilmesi daha güçlü anlam taşır.
Kültür için taze dışkı, kloaka sürüntüsü, hava kesesi, kalp zarı, karaciğer, dalak, yumurta kanalı, eklem sıvısı veya yumurta sarısı kesesinden örnek alınabilir. Örnek türü, görülen klinik forma göre seçilmelidir.
Örneğin antibakteriyel uygulama başlamadan önce alınması teşhis şansını artırabilir. Yanlış taşıma koşulları, gecikme ve kontaminasyon sonuçların güvenilirliğini azaltabilir.
Kültür sonucunda E. coli üremesi, bakteri tanımlaması ve antibiyogram yapılmasına imkân verir. Özellikle kronik veya tekrarlayan vakalarda antibiyogram önemlidir.
Antibiyogram, izole edilen bakterinin belirli antibakteriyel maddelere karşı laboratuvar ortamındaki duyarlılığını gösterir. Bu test rastgele uygulamaların önüne geçmeye yardımcı olabilir.
Laboratuvarda duyarlı görünen bir madde her vakada aynı klinik sonucu garanti etmez. Enfeksiyonun bulunduğu organ, kuşun genel durumu, dozlama, uygulama süresi ve direnç mekanizmaları sonucu etkileyebilir.
Aynı sürüde farklı E. coli suşları bulunabileceği için geçmişte işe yarayan bir uygulama yeni vakada aynı sonucu vermeyebilir.
PCR testleri E. coli’ye veya belirli virülans genlerine ait genetik materyali saptayabilir. Hızlı sonuç sağlayabilir; ancak E. coli’nin normal flora üyesi olabilmesi nedeniyle test sonucu klinik bulgularla birlikte yorumlanmalıdır.
APEC tek bir virülans geniyle tanımlanmadığı için yalnızca tek bir genin bulunması veya bulunmaması hastalık yapma kapasitesini kesin olarak göstermez.
Ölen kuşların incelenmesinde hava keselerinde kalınlaşma, kalp zarı ve karaciğer çevresinde fibrin tabakaları, karın boşluğunda iltihabi materyal, yumurta kanalında birikimler, göbek enfeksiyonu ve iç organlarda büyüme görülebilir.
Bu bulgular Colibacillosis şüphesini güçlendirir; ancak Salmonella, Pasteurella, Mycoplasma ve farklı bakteriyel enfeksiyonlar benzer lezyonlar oluşturabilir. Kesin etken laboratuvarla belirlenmelidir.
İshal görülen vakalarda Salmonella, Coccidiosis, Hexamitiasis, iç parazitler, yem değişikliği ve karaciğer sorunları değerlendirilmelidir.
Solunum belirtilerinde Mycoplasmosis, Ornithosis, Coryza, viral solunum enfeksiyonları, Aspergillosis ve kötü hava kalitesi dikkate alınmalıdır.
Yumurta verimi ve karın şişliği bulunan tavuklarda yumurta sıkışması, yumurta sarısı peritoniti, salpingitis, tümörler ve metabolik sorunlar birbirinden ayrılmalıdır.
Yavru ölümlerinde kuluçka sıcaklığı, nem, yumurta kabuğu hijyeni, göbek kapanması, Salmonella ve diğer bakteriyel enfeksiyonlar birlikte değerlendirilmelidir.
Her iki bakteri de gram negatif yapıda olabilir ve ishal, halsizlik, zayıflama, yavru kaybı ve sistemik enfeksiyon oluşturabilir. Yalnızca klinik belirtilere bakarak kesin ayrım yapmak zordur.
Salmonella bazı kuşlarda eklem ve sinir sistemi belirtileriyle daha belirgin ilişkilendirilebilir. E. coli ise hava kesesi iltihabı, perikarditis, perihepatitis, salpingitis ve yumurta sarısı peritoniti gibi tablolarla sık ilişkilidir.
Kesin ayrım bakteri kültürü ve tanımlamayla yapılmalıdır. Aynı kuşta iki etkenin birlikte bulunması da mümkündür.
Mycoplasma enfeksiyonları solunum yollarının doğal savunmasını bozabilir. Hasar gören solunum yüzeyleri E. coli’nin hava keselerine ve iç organlara yayılmasını kolaylaştırabilir.
Bu nedenle bazı solunum vakalarında E. coli ikincil etken olarak ortaya çıkar. Yalnızca E. coli’ye yönelik değerlendirme yapmak, altta yatan Mycoplasmosis veya çevresel hava kalitesi sorununu çözmeyebilir.
Colibacillosis için uygulanacak yaklaşım kuş türü, enfeksiyonun klinik formu, laboratuvar sonucu, antibiyogram, sürünün amacı ve yasal düzenlemeler dikkate alınarak belirlenmelidir.
Rastgele antibakteriyel kullanımı direnç gelişimini hızlandırabilir. E. coli suşlarında çoklu antibiyotik direnci görülebilir ve aynı sürüde zaman içinde duyarlılık profili değişebilir.
Belirtilerin azalması enfeksiyon kaynağının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kirli suluklar, hava kalitesi, yoğun amonyak, kemirgenler ve altta yatan diğer hastalıklar düzeltilmezse sorun tekrarlayabilir.
Et ve yumurta amacıyla yetiştirilen kanatlılarda kullanılan maddelerin yasal uygunluğu ve bekleme süreleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Hasta kuşlar temiz, kuru, sakin ve kolay gözlenebilir bir bölüme alınmalıdır. Yemlik ve suluklar kuşun rahatça ulaşabileceği seviyede olmalıdır.
İshal ve iştahsızlık su kaybını artırabilir. Temiz içme suyu sürekli erişilebilir olmalı, suluklar her gün boşaltılıp fırçalanmalıdır.
Yem taze, kuru ve dengeli olmalıdır. Küflenmiş, nemlenmiş veya kemirgenlerle temas etmiş yem kullanılmamalıdır.
Solunum güçlüğü yaşayan kuşlar gereksiz yere yakalanmamalı ve uçmaya zorlanmamalıdır. Ortam iyi havalandırılmalı, ancak doğrudan cereyan oluşturulmamalıdır.
Belirti gösteren kuşlar mümkün olduğunca sağlıklı sürüden ayrılmalıdır. Ayrı suluk, yemlik ve temizlik ekipmanı kullanılmalıdır.
Bakım sırası önce sağlıklı kuşlar, ardından şüpheli ve hasta kuşlar olacak şekilde düzenlenebilir. Hasta bölüme girildikten sonra el ve ayakkabı temizliği yapılmadan sağlıklı bölüme geçilmemelidir.
Suluklar E. coli’nin sürü içinde yayılmasında önemli rol oynayabilir. Gün boyunca dışkı, yem artığı ve organik madde suya karışabilir.
Suluklar yalnızca çalkalanmamalı, iç yüzeyleri mekanik olarak fırçalanmalıdır. Eski suyun üzerine yeni su eklemek biyofilm tabakasının devam etmesine neden olabilir.
Suluklar dışkı düşmeyecek yükseklikte konumlandırılmalı, çatlak ve temizlenemeyen kaplar yenilenmelidir.
Yem depoları kuru, serin ve kemirgenlere kapalı olmalıdır. Çuvallar doğrudan zemine temas etmemeli, dökülen yem günlük temizlenmelidir.
Nemli yem bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırabilir. Açılmış yem uzun süre açıkta bırakılmamalı ve küf kokusu bulunan yem kullanılmamalıdır.
Yetersiz havalandırma, toz ve amonyak solunum yollarının koruyucu yüzeylerine zarar verir. Bu durum E. coli’nin hava keselerine ulaşmasını kolaylaştırabilir.
Kümes içinde keskin amonyak kokusu hissediliyorsa altlık nemi, dışkı birikimi ve hava değişimi kontrol edilmelidir. Yalnızca pencere açmak yeterli olmayabilir; temiz hava girişi ve kirli hava çıkışı dengeli olmalıdır.
Doğrudan kuşların üzerine esen güçlü hava akımı da stres ve solunum problemi oluşturabilir. Havalandırma cereyansız şekilde planlanmalıdır.
Damızlık kuşların yuvalıkları kuru tutulmalı ve dışkı birikimine izin verilmemelidir. Yumurtaların kabuk yüzeyi temiz olmalı, çatlak veya aşırı kirli yumurtalar kuluçkaya alınmamalıdır.
Kuluçka makinesi her dönemden sonra temizlenmeli, kurutulmalı ve organik kalıntılardan arındırılmalıdır. Çıkım tablaları, fan çevresi ve su kanalları özellikle kontrol edilmelidir.
Göbek enfeksiyonu ve yumurta sarısı kesesi enfeksiyonlarının önlenmesinde yalnızca makine temizliği değil, damızlık sürünün sağlığı ve yumurta toplama hijyeni de önemlidir.
Fare ve sıçanlar dışkı, tüy ve yem artıklarıyla temas ederek bakteriyi farklı bölümlere taşıyabilir. Kemirgen kontrolü yalnızca zehir kullanımıyla sınırlı tutulmamalıdır.
Duvar çatlakları kapatılmalı, yem kaynakları açık bırakılmamalı, yuvalanma alanları azaltılmalı ve düzenli izleme yapılmalıdır.
Sinekler ve böcekler organik materyal üzerinden bakteriyi yemlik ve suluklara taşıyabilir. Yabani kuşların yem ve su kaynaklarına erişimi engellenmelidir.
Yeni kuşlar mevcut sürüye doğrudan katılmamalıdır. Karantina alanı fiziksel olarak ayrı olmalı ve ayrı ekipman kullanılmalıdır.
Karantina boyunca dışkı, kilo, iştah, solunum, üreme durumu ve genel davranış izlenmelidir. Gerektiğinde laboratuvar taraması yapılabilir.
Karantina süresi yalnızca birkaç günlük gözlem olarak düşünülmemelidir. Stres sonrası belirti ortaya çıkabileceği ve taşıyıcı kuşların sağlıklı görünebileceği dikkate alınmalıdır.
Kümese gereksiz girişler sınırlandırılmalı, farklı kuş işletmelerinde kullanılan ayakkabı ve ekipmanlar temizlenmeden içeri alınmamalıdır.
Taşıma kafesleri, yarış sepetleri, yemlikler, suluklar ve temizlik araçları farklı sürüler arasında ortak kullanılmamalıdır.
Yeni kuş girişleri, hastalık belirtileri, ölümler, laboratuvar sonuçları ve yapılan işlemler düzenli olarak kayıt altına alınmalıdır. Bu kayıtlar tekrar eden sorunların kaynağını belirlemeyi kolaylaştırır.
E. coli, antibiyotik direnci açısından önemli bakterilerden biridir. Gereksiz, eksik süreli veya uygun olmayan antibakteriyel kullanımı dirençli suşların seçilmesine katkıda bulunabilir.
Direnç genleri bakteriler arasında taşınabilir. Bu nedenle yalnızca bireysel kuşun iyileşmesi değil, sürü sağlığı ve halk sağlığı açısından da bilinçli uygulama gerekir.
Antibiyogram yapılmadan tekrarlanan uygulamalar, belirtileri geçici olarak azaltırken direnç sorununu büyütebilir.
Kuşlarda bulunan her E. coli suşu insanlarda hastalık oluşturmaz. Bununla birlikte bazı suşlar zoonotik potansiyel taşıyabilir veya direnç genlerini diğer bakterilere aktarabilir.
Kuş, dışkı, kafes ve yumurtayla temas sonrasında eller sabunla yıkanmalıdır. Kafes ekipmanları mutfak lavabosunda veya gıda hazırlanan yüzeylerde temizlenmemelidir.
Çocuklar, yaşlılar ve bağışıklığı zayıf kişiler hijyen konusunda daha dikkatli olmalıdır. Kuşların yüz bölgesine yaklaştırılması ve öpülmesi önerilmez.
Colibacillosis kontrolünde düzenli kayıt tutmak önemli avantaj sağlar. Günlük ölüm sayısı, yem ve su tüketimi, yumurta verimi, yavru çıkış oranı ve görülen belirtiler kaydedilmelidir.
Bu kayıtlar küçük değişimlerin erken fark edilmesini sağlar. Örneğin ölüm başlamadan önce su tüketiminin artması, yem tüketiminin düşmesi veya yumurta veriminin azalması yaklaşan bir sağlık sorununa işaret edebilir.
Laboratuvar sonuçları, uygulanan işlemler ve sürüye yeni katılan kuşların tarihleri aynı dosyada tutulmalıdır. Tekrarlayan vakalarda kayıtlar enfeksiyonun yeni kuş girişi, kuluçka dönemi, yarış veya mevsim değişimiyle ilişkisini göstermeye yardımcı olabilir.
Temizlik ve dezenfeksiyon aynı işlem değildir. Önce dışkı, tüy, yem artığı ve diğer organik materyal mekanik olarak uzaklaştırılmalıdır. Organik kir bırakıldığında birçok dezenfektanın etkisi azalır.
Yüzeyler uygun bir temizleyiciyle yıkanıp durulandıktan sonra kurumaya bırakılmalıdır. Ardından kullanılacak dezenfektan ürünün talimatına uygun yoğunluk ve temas süresiyle uygulanmalıdır.
Dezenfeksiyon sonrasında ortam yeterince havalandırılmalı ve kuşlar geri alınmadan önce yüzeylerin kuruduğundan emin olunmalıdır. Suluk ve yemliklerin dezenfektan kalıntısı taşımaması gerekir.
Temizden kirliye doğru çalışma ilkesi uygulanmalıdır. Önce yavru ve sağlıklı bölümler, ardından hasta kuşların bulunduğu alanlar temizlenmelidir. Aynı fırça ve bezlerin bütün bölümlerde kullanılması bakteriyi yayabilir.
Aşırı yoğunluk kuşlar arasındaki temas sıklığını ve dışkıyla kirlenme oranını artırır. Yemlik ve suluk başına düşen kuş sayısı yükseldiğinde zayıf kuşlar yeterince beslenemez ve ortak kaplar daha hızlı kirlenir.
Tüneklerin birbirinin üzerine yerleştirilmesi alttaki kuşların dışkıyla kirlenmesine neden olabilir. Yuvalıklar arasında yeterli mesafe bırakılması ve hava akımının bütün bölümlere ulaşması önemlidir.
Hasta veya zayıf kuşların kalabalık içinde tutulması hem iyileşmeyi zorlaştırır hem de bakterinin yayılmasını hızlandırır. Sürü yoğunluğu kuş türü, yaş ve barınak büyüklüğüne göre düzenlenmelidir.
Klinik belirtiler azaldıktan sonra kuşların hemen yoğun egzersize, yarışa veya damızlık programa alınması uygun olmayabilir. Vücut ağırlığı, dışkı görünümü, solunum ve genel hareketlilik bir süre izlenmelidir.
Sürüde sorun tekrarlıyorsa yalnızca belirti gösteren kuşların değil, suluk sisteminin, yem depolarının, kuluçka alanının ve havalandırmanın yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Tek bir dönemde elde edilen iyi sonuçlar kalıcı kontrol anlamına gelmez. Biyogüvenlik ve temizlik uygulamaları hastalık görülmediği dönemlerde de sürdürülmelidir.
E. coli’den korunmanın en etkili yolu bakteriyi tamamen yok etmeye çalışmak değil, çevresel yükü ve kuşun maruziyetini azaltmaktır. Çünkü E. coli çevrede ve bağırsak florasında bulunabilen yaygın bir bakteridir.
Temiz su, kuru yem, iyi havalandırma, düşük amonyak, uygun sürü yoğunluğu, kuluçka hijyeni ve karantina birlikte uygulandığında hastalık riski önemli ölçüde azalır.
Solunum sistemi veya bağırsak bütünlüğünü bozan diğer hastalıkların erken fark edilmesi de önemlidir. Colibacillosis çoğu zaman mevcut bir sorunun üzerine eklenen ikincil enfeksiyon şeklinde gelişebilir.
Her ishal vakasını E. coli kabul etmek doğru değildir. Dışkı değişiklikleri birçok hastalık ve beslenme sorununda görülebilir.
Dışkı kültüründe E. coli çıkmasını tek başına kesin hastalık kanıtı saymak yanıltıcı olabilir. E. coli normal bağırsak florasında bulunabilir.
Yalnızca antibakteriyel uygulayıp kirli sulukları, kötü havalandırmayı ve kemirgen sorununu düzeltmemek hastalığın tekrarına yol açabilir.
Yeni kuşları karantinasız sürüye katmak, kuluçka makinesini yalnızca yüzeysel silmek ve hasta kuşların ekipmanını sağlıklı sürüde kullanmak yayılımı kolaylaştırır.
Colibacillosis, hastalık yapabilen E. coli suşlarının kuşlarda oluşturduğu lokal veya sistemik enfeksiyonun adıdır.
Birçok sağlıklı kuşun bağırsak sisteminde E. coli bulunabilir. Hastalık yapıp yapmadığı suşa, bakterinin miktarına ve kuşun savunma durumuna bağlıdır.
Evet. Dışkıyla kirlenen su, yem, ekipman, toz ve kuluçka ortamı üzerinden yayılabilir.
Hayır. Dışkı rengi tek başına kesin tanı koydurmaz.
Evet. Hava kesesi iltihabı, perikarditis ve perihepatitis gibi solunumla ilişkili ve sistemik tablolar oluşturabilir.
Evet. Mycoplasma enfeksiyonu solunum yollarını zayıflatarak E. coli’nin ikincil enfeksiyon oluşturmasını kolaylaştırabilir.
Evet. Özellikle göbek ve yumurta sarısı kesesi enfeksiyonu bulunan yavrularda hızlı kayıplar görülebilir.
Evet. Salpingitis ve yumurta sarısı peritoniti yumurta verimini ve üreme performansını düşürebilir.
Her zaman yeterli değildir. Örnek türü, hastalığın klinik formu ve E. coli’nin normal flora üyesi olması sonuç yorumunu etkiler.
E. coli suşlarında direnç yaygın olabilir. Antibiyogram izole edilen bakterinin laboratuvar duyarlılığını gösterir.
Bazı suşlar zoonotik potansiyel taşıyabilir. Temas sonrası el hijyeni ve ekipmanların yaşam alanından ayrı tutulması önemlidir.
E. coli, kuşların bağırsak sisteminde doğal olarak bulunabilen; ancak bazı suşları Colibacillosis adı verilen ciddi lokal veya sistemik enfeksiyonlara neden olabilen bir bakteridir.
Hastalık bağırsak, solunum sistemi, hava keseleri, kalp zarı, karaciğer çevresi, karın boşluğu, yumurta kanalı ve yavruların göbek bölgesini etkileyebilir. İshal, solunum güçlüğü, yavru kaybı, yumurta veriminde düşüş ve ani ölümler görülebilir.
Kalıcı kontrol yalnızca belirtilere müdahale etmekle değil; doğru laboratuvar teşhisi, antibiyogram, temiz suluklar, iyi havalandırma, kuru yem depolama, kuluçka hijyeni, karantina ve kemirgen kontrolünün birlikte uygulanmasıyla sağlanabilir.
Veteriner Uyarısı: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kesin teşhis ve uygulama planı için kuş hastalıkları konusunda deneyimli bir veteriner hekimden destek alınmalıdır.